18 Ekim 2019, Cuma

Erzurum'un Ulusal'daki Yüzü Erzurum Arena Gazetesi

Namaste!..

Nerdeyse iki metre boyunda, hatırı sayılır genişlikte, özetle irikıyımın çok çok üstünde düpedüz devasa bir adam adeta bir balerin çevikliği ve zarafeti ile ellerini çenesinin altında birleştiriyor, narin bir gerdan kırmayı da ilave ederek melodik bir “Namaste” yani “selam” yolluyorsa size, Hindistan’dasınızdır siz de… Ve evet bildiniz “Namaste”nin bizim “namaz” a benzerliği tesadüf değildir. Neredeyse on bin kilometre mesafeden, dile kolay uçakla on saatten fazla yoldan, bambaşka bir iklimden size kültürel bir “selam” çakar…Ve emin olun bu “çelişkiler ve sırlar ülkesinin” tek sürprizi olmayacaktır sizlere...  

Evet ayıptır söylemesi, şöyle bir Hindistan’a kadar gittim de… Daha doğrusu iş sebebiyle yolum düştü demeliyim… Yolumu düşürmekle düşürmemek arasında çetin bir içsel savaş ve bayağı meşakkatli bir vize serüveninden sonra hem de… Sağın solun, eşin dostun, çekirdek ve geniş ailenin “..ben gitmedim tabii ki ama falancanın dediğine göre o kadar şeymiş ki, şey nasıl desem pis yani…” ve ya “…televizyonda duydum ünlü birisi gitmiş, adı dilimin ucunda, her neyse dönmüş komalık olmuş, ölümden dönmüş” şeklinde tecrübeyle sabit olmayan, dediye, koduya, duyduma, işittime dayanan zalimane caydırma heveslerine göğüs gererek…Koşarak değil belki, hatta -niye yalan söylemeli- ayak sürterek gittim. Burada sadece sizlere itiraf ediyorum, “Hindistan bile bizden vize istiyor yaaa!” klişesini dahi yerine getirdim, “bile” nin altını çize çize hem de… Yukarı da zikredilen eş, dost ve aile efradından kronik ve aşırı bağımlı Hint Dizisi izleyicisi olanlarından ya da hala “Avaramu” filmini ve müziğini unutamayanlardan aldığım destek inkâr edilemez tabii ki… Ancak bu yolculuğa çıkmamın asıl ve gerçek nedeni Jules Verne’dir. Çocukluğuma kattığı renkler için hala minnettar olduğum Jules Verne ve onun meşhur “Seksen Günde Devri Alem” i… Bulmacalarda “Hint prensi?” diye sorulduğunda şıp diye “raca” diyorsam, yabancı ve uzak şehir isimleri olarak “Bombay” ve “Kalküta” sıcak hisler salıyorsa içime içime, Seksen Günde Devr-i Alem’dir sebebi…O dakik, o prensip sahibi, o titiz, o sözünün eri Phileas Fogg’u aynı zamanda müthiş gıcık bulsam da bir solukta okumuştum bir bahis uğruna çıktığı, maceralı dünya turunu…Her nedense zihnimde en çok yer eden kısım ise Hindistan’da yaşadıklarıydı. O yüzden çıkmalıydım bu yolculuğa… Velhasılıkelam, itiraf etmeliyim ki sanki asıl yapmak istediğim Hindistan’a değil çocukluğuma bir kaçamak yapmaktı. Yaptım da…

Ülkeler kat ederek, birinden inip diğerine binerek uçakla saatlerce yol gittim… Az gittim, uz gittim/Dere tepe düz gittim… Aklımda klişeler… Klişeler… Metrelerce sakalı ve tırnakları olan, kara yüzlü, darmadağın saçlı, turuncu boneli bir adam çaldığı kavalla yılanı deliğinden çıkaracak, yetmez bir de oynatacak… Yolda yürürken bir hırsız maymun boynuma atlayacak, bir de bakacağım cüzdanım yok… Nehrin kıyısında yürürken yüzen cesetler göreceğim, karşıdan karşıya geçerken ineklere yol vereceğim… Pencerelerinden kapılarından insanların renkli bez parçaları gibi sarktığı trenlere uzaktan bakacağım ama “rikşa” ya mutlak bineceğim…Veya çocukluğumun o güzelim hayal dünyasına dalacağım… Gerçek bir centilmen olan Mr. Fogg, yaşlı bir raca olan kocasının ardından yakılmaya mahkûm edilen genç ve güzel Prenses Auda’yı kurtaracak, filinin terkisine atacak, kaçıracak… Bombay, Allahabad, Kalküta… Sadık ve becerikli uşak Paspartu (neden acaba bu İngiliz beyefendilerinin yanında hep becerikli ve sadık uşaklar olur) istemeden büyük bir hata yapıp bir Hint mabedine ayakkabıyla girecek ve nezareti boylayacak. Anladınız siz onu… Bir kültürel motif daha, batılı dostlarımızı şaşırtmak için… Halbuki ne var şaşıracak, benim çocuk aklım bile bilir… Mabed ya da ev, mekâna ayakkabıyla girilmez ki… Beklenmedik zaman kayıpları, eyvah eyvah… Sanırım Mr. Fogg bu bahsi kaybedecek… Neyse canım aşk kazansın… Prenses Auda da ona karşı boş değil... O da ne… Mr. Fogg hem aşkta hem bahiste kazanır… Veeeee… Sevgili Jules Verne, okul kitaplarında yazsa asla aklıma girmeyecek ama onun sayesinde hiçbir zaman unutamadığım meşhur “dünyanın çevresinde hep doğuya doğru giderseniz yirmi dört saat kazanırsınız” bilimsel düsturunu patlatır… Mr. Fogg’a bu müthiş bahsi kazandıran basit bir hesap hatasıdır. Buradan, sizlerin huzurunda yazarımıza seslenmek istiyorum (kendisine ışıklı uykular dilerim): “Sayın ve çok sevgili Jules Verne…Doğuya doğru giden yirmi dört saatten fazlasını kazanır…”  Sizden yaklaşık bir yüzyıl önce hemşeriniz olan bir yazar söylemiş “Bayındır bir krallıkta doğduk. Fakat bu krallığın sınırlarının bilgilerimizin de sınırı olduğuna, sadece Doğu’nun ışığıyla aydınlatılmamız gerektiğine inanmadık” diye.

Çok uzatmış olabilirim. Aslında şunu demek istiyorum. Hindistan öyle herkeslere göre bir yer değil, bir tatil rotası hiç değil…İçine egzotik bir şeyler karışmış, bol selfili, instagramı coşturmalı, eşi dostu çatlatmalı bir şeylerin peşindeyseniz bu adres orası değil… Zengin ama aradığı mutluluğu bulamamış hatunların “hayatın gerçek anlamını bulma” yolculuklarının rotası da değil (tabii ki eğer isterseniz, paranızı alıp hayatın anlamını bir güzel anlatabilirler). Fakat size Hindistan’a gitmeniz için Hint dizilerinden, Avaramu’dan, “bulunmaz Hint Kumaşı” satın almaktan daha sağlam, Jules Verne’e göre de daha bildik, daha bizden bir sebep söyleyebilirim. O bizim masallar var ya… Nenenizden işittikleriniz hani… Padişahlar, vezirler, saraylar, hanlar, hamamlar, filler, aslanlar, kaplanlar… Yalın ayak, baş kabak yoksul oğlanlar… İşte o masalların hepsinin seti, sahnesi burası… Çetin olduğu çok belli bir hayat içinde pırıl pırıl gülümsemesi olan naif insanlar… Hiçbir iç karartısının solduramayacağı canlılıktaki renkler… Bir taraftan saklı, gizli, tozlu bir eski hazine, öte taraftan içime bir kere daha “ışığın doğudan yükseleceği” hissini doğuran potansiyel…

Karşınızda Hindistan… Selam eder, hazırsanız eğer sizleri de bekler…  

                                                                                        

 

 

  

  

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık