Sol Sütun
Sağ Sütun

25 Eylül 2021, Cumartesi

Erzurum'un Ulusal'daki Yüzü Erzurum Arena Gazetesi

A LA LUNA...

Emsallerim hatırlar, bilir… Bir yağ markasının çok hoş tınılı reklam cıngılının, ürünün adına gönderme yapan nakaratı “…A la Luna”… “Ay’a…” demek. Yani bir ay yolculuğu daveti. Yemeklik yağla ne alakası var bilemem. Ama incecik, uçuş uçuş ve davetkâr melodisi, benim gibi birçoğunuzun da, hala kulaklarında eminim… Gerçek manada ayaklarınızı yerden kesip -aya kadar olmasa da- sizi eğlenceli yolculuklara çıkarabilir. Ben son birkaç aydır bu melodiyi kimi zaman iç sesimle, çoğu kere de, dinlemelere doyamayacağınız, harika (!) dış sesimle sürekli tekrar edip duruyorum… İyi de bunca yıldan sonra, neden bir reklam cıngılı dilinden düşmeyen bir ezgiye dönüştü diye sorabilirsiniz. Ben de onu anlatacağım zaten… Yani bu gün ki öykümüze girizgâh olsun diyedir bunca dil dökmeler… Ne için mi? Benim açımdan “Aya Seyahat”  sayılabilecek, reform niteliğinde bir değişiklik yapıp, bir canın hayatıma dâhil olmasına izin verdim de onun için… O canın ismi “Luna”… Evimizin yavru tekiridir kendisi…

 Bundan üç, dört ay önce, değil bir kedinin evimizde yaşamasına müsaade etmek, benim bulunduğum alanın etrafında bile dolaşmasına tahammül edemezdim. Nasıl bir çocukluk travmasının kurbanıyım bilmem, (Freud Amca’ya selam olsun) hayvanlar âlemiyle ilişkim hep sorunlu olmuştur. Sevmemek değil; bir resim olarak âşık bile olabilirim.  Ayaklarına taş değsin istemem, hiç kıyamam. Açlıklarının, susuzluklarının düşüncesi dahi beni üzer, yaralar. Korku değil; çünkü korkmak için hiçbir neden yokken de etrafımda olmalarından tedirgin olurum. Kendini sevdirmekten başka bir derdi olmayan, yalaka mı yalaka el kadar bir finodan, adeta bir salon beyefendisi edalı sarmandan neden, niçin korkulsun? Anlatılması oldukça zor bir his, tıbbi adı fobik nevroz… Bir vaka olarak çözümlememi çok değerli psikiyatr arkadaşlarıma bırakıp konuya dönmek isterim. Kızımın ısrarlarına dayanamayarak bir kedi sahiplenmemize evet demiş bulundum. Ve ağzımdan çıkan evetin mehil müddeti bile dolmadan, apar topar sevgili Luna ile tanıştırıldım. İsmi zaten hazırdı, o ismin cismini bulmaları da fazla zaman almadı. Minnacık yüzüne büyük gelen, iki koca ela gözün adı “Luna” ydı… Grinin, vizonun, kremin, bejin bin bir tonunun adı “Luna”ydı… En ufak bir sese dikilen bir çift dik kulağın adı “Luna”ydı.  “Düz duvara tırmanır” cinsten yaramazlığın adı da, “sen onu benim kuyruğuma anlat” edalarında, aldırışsız “cool” tavırların adı da, şirinliğin, oyunbazlığın adı da, sevgi fettanlığının adı da hep “Luna”ydı. Minik tekir Luna evimizin yeni kızıydı…

Evet, ne var yani!  Psikiyatri kitaplarında “fobik nevroz” başlığının “tedavi“ alt başlığında “üstüne gitme” yöntemine örnek olarak yazabilirsiniz beni, olabilir… Hala aramıza bir miktar mesafe koysam da,  evde ona en az bayılan kişi benmişim gibi görünse de sihirli bir el değdi ve Luna’cık kaleleri zapt eyledi. “…Bir gündü, bir evdi, o kedi/taş attı bütün kuyularıma/ Durup-dururken dikenli uykularıma/ninniler söyledi…”  Aynen öyle oldu, gerçekten de… Tam olarak dikenli uykularıma denk geldi ve tatlı tatlı, mırıl mırıl, miyav miyav ninniler söyledi bana… Uykusuz uykularıma yazıklanırken, onun günün çok büyük bir kısmını kaplayan gamsız uyumaları, dünya yansa bir tutam otu yanmaz halleri kıskançlıktan deli ederken beni “kedilerle insanlar arasındaki en büyük fark biz kediler hayatı yaşarız, siz insanlar hayatlarınızla dövüşürsünüz” diye fısıldadı kulağıma bilmiş bilmiş… Küçük Luna’dan kocaman kocaman hayat dersleri yani… Aslında kimseye herhangi bir konuda ders vermek onun çok umurunda filan değildir ha!.. Mamasına, suyuna, gıdısının şefkatle okşanmasına bakar o... Zaman ayırır birazcık oyun oynarsanız daha bir memnun olur, onu da size pek çaktırmaz. Sadece o isterse, onunla oynayabilir, ya da sevebilirsiniz… Canı istediğinde gelir yanınıza yatar… İstemezse çeker gider. Arkasından baktığınızla kalırsınız… Ama bana bir ayrıcalık yaptı ve fısıldadı kulağıma… Fısıldadı işte…

Ben de, bu iyiliğine karşılık ona, deneyeceğime dair söz verdim ve deneyeceğim… Bir gün, bir kedi kadar barışık olacağım hayatla… Şair söyler ben tekrar eder; “…bu bir öykü idi; ben mi anlattım, o mu dinledi/ saklamalı mıydı, ya da söylemeli mi?/ ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi.” Ve bu öykü böyle devam eder… Etmesine eder de sizinle paylaşılan kısmı tam da buracıkta sona erer… Gökten elmalar filan düşmeden, sakin, sessiz, usulca... Kedi mırlaması gibi… “A la Luna” der gibi..                                                                        

 



.

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

  • Cemil Bakır

    Cemil Bakır 05.01.2021 09:01

    Tam anlamıyla mükemmel bir yazı kaleme almış yazar tebrikler

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık