18 Ekim 2019, Cuma

Erzurum'un Ulusal'daki Yüzü Erzurum Arena Gazetesi

Kıbrıs Sorununun Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi

KIBRISIN YAKIN TARİHİ

1571 yılında Venedikliler’den alınan ve 307 yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Kıbrıs’ın yönetimi 1878 yılında İngiltere'ye devredilmiş, İngiltere 1914'te tek taraflı bir kararla adayı ilhak etmiştir. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini Lozan Antlaşmasıyla 1923'te tanımıştır. 1959-1960 da Zürih ve Londra'da bir araya gelerek yapılan anlaşma ile adanın bağımsız bir devlet olarak uluslararası camiaya katılmasını kabul etmişlerdir.  Kıbrıs sorunu İngiltere'yi, Türkiye'yi ve Yunanistan'ı ilgilendirmekteydi. Garanti konularının yer aldığı 2. Madde ile Kıbrıs Anayasası 50. maddesi bu çerçevede Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir devlet ile siyasi ve ekonomik birliğe girmesini yasaklarken, aynı paralelde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir başka devlete katılmasını ve taksimini de yasaklamıştır. " Kıbrıs sorunu Rum Kesiminin, Kıbrıs Anayasası'nın temel hükümlerinin ihlali nedeniyle 1963 yılında yeniden uluslararası platforma gelmiştir. Bu durum Uluslararası Platformda çözüme kavuşturulmamış, yaklaşık olarak 10 yıl boyunca Rum Kesiminin baskıları artarak, Türk soydaşlarımızı öldürmelere varana kadar devam etmiştir.

Rum toplumu ulusal devlet anlayışını bertaraf eden anlaşmalara ve anayasaya ters olarak yeniden ulusal devlet yaratma girişimine başlamış, genel iradenin hakim toplum Olarak Rumlar tarafından belirleneceğini ve Türk toplumunun en fazlasından azınlık olarak mütalaa edilebileceğini iddia etmiştir. Kıbrıs Türk toplumu sadece sayısal verilerden hareket ederek 400 yılı aşkın bir süredir yaşadığı, vatanı olan topraklarda azınlık statüsünü kabul etmek durumunda asla kalmamıştır, kalmayacaktır. 1974 yılında Garantör ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin yapmış olduğu müdahalenin Garanti anlaşmasında yer alan dayanağı dışında soydaşlarının insan hakları ihlallerine son verilmesi gerekçesine de dayandırılması mümkündür. Kıbrıs ta Rumlar ve Türklerden oluşan ve sağlam demokratik eşit haklara dayanmayan tek bir Devletin uzun süre yaşamayacağı açıkça taraf yöneticilerinin de yıllar önceki ifadelerinden de bellidir. Örneğin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Makarios:“anlaşmalar, bir devlet yaratmıştır; bir ulus değil.” derken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş ise:‘‘kıbrıslı türk de yoktur, kıbrıslı rum da, kıbrıslı da. tek kıbrıslı vardır, o da kıbrıs eşeğidir.’’ diyerek Kıbrıs ta uzun vadeli çözümün kolay olmayacağını açıkça ortaya koymuşlardır.

Uluslararası Devletler, Kıbrıs türklerinin selfdetermination hakkını reddederken, tüm Kıbrıs adına bu hakkı kullanma iddiasının sadece Rumlara vermiştir. Bu durum, Uluslararası Devletlerin bu soruna karşı ne kadar tarafsız kalamadıklarını ortaya koymaktadır. Kıbrıs Rum Kesimi nin çıkardığı tüm problemlere rağmen Türk tarafının gayretleriyle Annan Planı diye bilinen planın 2004 yılında oylamaya sunulmasından sonra, Türk Kesimi bu anlaşmayı kabul ederken Rum Kesimi kabul etmemiştir. Aynı yıl Kıbrıs Rum Kesimi AB'ne tam üyelik başvurusu yapmış ve AB de bu başvuruyu hemen kabul etmiştir.  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise Uluslararası Toplum tarafından tam tersine tanınmamıştır ve tanınmamaya devam etmektedir.

KIBRISIN PAYLAŞILAMAYAN DOĞALGAZ SORUNU

Kıbrıs Cumhuriyeti, 2002'den itibaren Doğu Akdeniz'de başta Mısır olmak üzere diğer kıyıdaş ülkeler Lübnan, Suriye ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yapmaya başlamış ve Türkiye ise kendi münhasır ekonomik bölge haritalarını BM nezdinde onaylatmıştır.

Türkiye'nin BM nezdinde itirazlarına rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi, 2007'nin başında 13 adet arama sahası ilan ederek, büyük petrol şirketlerine ruhsat verme aşamasına geçmiştir. Buna karşılık olarak Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi ekonomik bölgesinde Kuzey Kıbrıs'ta adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde TPAO'ya arama ruhsatları vermiştir. Kıbrıs'ın 13 parselinden 1, 4, 5, 6 ve 7 no'lu parsellerin bir bölümü, Türkiye'nin TPAO'ya ruhsat verdiği bloklarla kesişiyor. 3 no'lu parsel ise Kuzey Kıbrıs'ın TPAO'ya verdiği ayrıcalıklı alan ile çakışıyor.

2011’in sonlarında, Kıbrıs Rum Yönetimi tek taraflı olarak Akdeniz’de bulunan aphrodite doğalgaz sahası’nda petrol drenajı yapmaya başlamış, ilerleyen zamanlarda Kıbrıs Rum Yönetimi’ne ABD, AB ve RUSYA destek vermiştir.

Türkiye- Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki gerginliğin boyutu, 2010'dan itibaren Doğu Akdeniz'de zengin hidrokarbon yataklarının (doğalgaz ve petrol) keşfedilmesi ve uluslararası büyük enerji şirketlerinin bölgeye akın etmesiyle birlikte daha da artmıştır. Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesiminin bu hamlesine yanıtı gecikmemiştir. İlk sondaj gemisi Fatih'i Türk savaş gemilerinin korumasında Akdeniz'e çıkaran Türkiye, kendi kıta sahanlığında kalan bölgelerde doğalgaz arama faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, ikinci sondaj gemisi Yavuz'u da doğalgaz arama faaliyetleri için bölgeye göndermiştir.

Görüldüğü üzere, Kıbrıs Adası’nda nüfus yoğunluğu önceleri Türklerden yana iken, daha sonra Rumlardan yana artmaya başlamış ve Rumlar bu politikaları Yunanistan ve Batının da desteğiyle Adanın tamamını Rumlaştıracak bir amaca yöneltmişlerdir. Kıbrıs Anayasası’na göre Rum ve Türk taraflarından her hangi biri sadece Yunanistan ve Türkiye’nin üye olduğu yerlere üye olabilecekken, 2004 te AB sadece Rum tarafını AB ye Annan Planını kabul etmeyen taraf olmalarına rağmen üye olarak kabul etmiştir. Uluslararası Hukuk’a göre Kıbrıs Cumhuriyeti tek bir devlet iken, uygulamada Kıbrıs Türk tarafının hakları yenmiş ve şu anda da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yasal hakları, Akdeniz de de yenilmeye çalışılmaktadır. Son dönemde artan AB ve ABD baskılarıyla Türkiye’nin Akdeniz’de olan gücünü kırmaya çalışan ve hatta Kıbrıs Adasının tek sahibi olarak Rum Yönetimi olarak kabul ettirmeye çalışan Batı Ve ABD nin asıl kendisi Uluslararası Hukuk’a ve Kıbrıs Anayasası’na aykırı olarak davranmaktadırlar. Görüldüğü üzere Kıbrıs Meselesi’nin esası sadece Hukuk yoluyla çözüme kavuşmuyor, maalesef Türkiye olarak ülkemizin her geçen gün daha da güçlenmesi ve haklarımızı korumasıyla çözüm daha da mümkün hale gelecektir. Madem ki, Uluslararası Hukuk vardı neden AB ve ABD 1974 e kadar süren Kıbrıs Anayasası’na rağmen Rum Kesiminin Kıbrıs Türkleri’ne yaptığı zulme dur demedi ?! Allah Şanlı ve Güçlü Devletimize zeval vermesin…

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık