18 Ekim 2019, Cuma

Erzurum'un Ulusal'daki Yüzü Erzurum Arena Gazetesi

Müslüman Vaftizler!..

Susanlar toprağa benzer…

Susanlar çok… Miskindeki Oğuz geni, ağaç dalına yaprak diye asılı mezar, kulaklarını kurda vermiş karabaş, apartman gölgesinde gecekondu…

Konuşmuyoruz…

 Dilekçe verirken, arzuhal sunarken, talep ederken karşımızdakinin insan olduğunu sanmayarak… Hâlbuki dilek hakikat, dilekçe sanat… Saniyeleri yalanlayan saatler dünyasında insan bir zaman, kaygı bin yalan… Sanki bir bağ, sanki olmayan bin talan.

Seyirci kuş mu olur, yuvasına kartalın?

Neyse…

Nasılsa birileri hep konuşacak, birileri hep dinleyecek… İnsanlar kavalın delikleri gibi. Sadece kapatılan çukur nağme verip duracak… Her çukur bir gözyaşı kuyusu… Birileri hep mıknatıs olacak, birileri rozet, birileri saman çöpü…

 Yekun riyakarlar dağı cebine doldurmuş hala at deniyorlar. Bütün atlar çatladı… Bu mahallede ne binecek at kaldı, ne silinecek göz…

Burada kaçamak bir siyaset tespiti yaparak düşen elmayı dala yapıştıralım…

Neden susanlar konuşanlardan çok? Neden, umutlar kara gözlü ceylanlar gibi yürekten akla giderken vurulur? Asya olmak isterken neden dağlarını saklar tarih…

 Kayıkçı yolcu çok, kaşıkçı öğün az…

 Kayıkçı ve kaşıkçılar arasındayız. Kargaları martı rengi boyamış, dolar forsu çekmiş kayıkçılar ve simsarı… Böyle gelmiş böyle gidiyor. Büyük Doğu Hamurkarının;  ‘ Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!’ dediği bu değişmez düzen için çok şey dendi… Destanlar kütüphanelerden çalındı. Destanları mevlit şekeri külahı yapıp yapıp Cuma çıkışlarında dağıttılar. Ağanın cüzdanı tebessüm doldu, uşağın cüzdanı alın teri… Şehirleri tatlıcı dükkanı gibi çalıştıran bu ağa baba düzen elbette kaynak zihniyet değil kaymak zihniyetti… Bitecekti? Bitecek…

Kötü bir rüya endişesi, ibaretten ibaret bir hayat…

Parası olmayan sinekler ziyafet kapısında vızıldayıp duracak. Martı, kırışmasını bekleyecek denizin… Tırnakçı şaşkını kollayacak… Utangaç, mendilini takke diye başına örtecek… Gazocağı başlı akademisyenler, taşocağı başlı mazlumları tez konusu yapacak… Yapadursunlar!..

Bozuk saat zamanın umurunda olmaz!..

Çok ta yalanı ve semer yapılmış gümüş eyerleri parlatmaya gerek kalmadı zaten…

Hatıra yazacak kadar kuyruğu kaşınmayanların arasında, hatıra silerek gelecek sayfaları kazanan yazar, çizer, politikacı, başkan ne varsa ve ne varsa naylon tarağa fildişinden diş olmuş, at eyeri vurulmuş merkep kibrinden, bu merkeple hac yapılmaz diyen kıratlı şeytana, sadece yaşamayı deneyecek kadar yaşıyoruz dersem anlayan olur mu bilmem? Hakikatin hatıralarını yazacak kalem alimin gözüne battı!.. Hakikat derken; ne ucuzlukta kefen bezi arayan ölü, ne beyaza aşık leke, ne beyazdan habersiz kuğu, ne aydan habersiz uyku, ne talebesiz ulu…

Mektup boş, zihin loş…

Hakikat hilkat!..  Hakikat sessiz,  yalan edepsiz…

Hikaye bu!..

Padişahın eskittiği atların kuyruklarıyla kendini keseleyen harem mutlu, terli seccadede dinlenen sinek, ayı satışa çıkarmış gece, yaşayanları yalayarak hafifleten müslüman(!!) vaftiz… Hepsi…

Mutlular ve arınmışlar çok (!!)…  

Bu yüzden, sustukça toprağa benzemek dedim. Sustukça bütün ahlar, yalanlar, yankılar içime gömülüyor ya!.. Ondan işte…

 Toprağa benzeyenlerin kendinden başka gömüsü yoktur…

Selam, dua…

Vesselam…

 

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık